18 Mar 2014

Görüldü



Bu mektubu göndermeden öncelikle bilmeniz gerekir ki özenmiyorum sadece yazmak istiyorum. Ankara bugün soğuk olabilir hatta üzerine örteceği bir gecesi bile kalmamış olabilir. Yine de her haliyle sarılmalı insan Ankara’ya. Yıldızların dökülebileceği bir yerden başlanmalı belki de parlaklık az da olsa yeryüzüne de vursun diye. Belki de bir çocuk uçakların fazla uzaklığından yakınmadan dokunabildiği bir yerden. Yine de bittiği yer de hala uzak geliyorsa çocuklara uçaklar belki de bırakmalıyız olduğu gibi. Kimse sekizinci bir rengi ekleyemez gökkuşağına.
Küçük adımlar atmalıyız, yalnızlığın hissedilmediği. Hep bir aradaymışçasına ama sanki gitmek için de bir sebebimiz varmışçasına. Bildiklerimizi anlatmaya hikâyenin sonundan başlamalıyız aslında. Herkes rolünü bilmeli, ona göre sıralamalı duygularını. Her hikâye çıldırmalı belki de acıların koynundaki şaraba takılı kalan her hikâye ya çıldırmalı ya sarhoş olmalı. Başka türlüsüne yetmez kimsenin cesareti.
Aslında mektuplarda güzel şeylerden de bahsedilebilir değil mi bayım? Şimdi Mart her yerde. Her türkü Marta çıkartıyor kendini. Baharın habercisi gibi duruyor lakin Nisandan daha acımasız olamaz. Bilirsin sende bahara dokunamazsın, seçemezsin de hangi çiçeğin açıp hangisinin solacağını. Bir söz verirsin serçe parmağına.. Yağmur yürütür, yağmur ağlatır sonrasında üşür gözlerin. Yalnızlık yalnızlıktan her zaman üstündür. Benim yalnızlığım dövülebilir seninkiyle çarparsak. Bu yüzden biraz daha mutluyumdur. Ağzımda ki lolipop kanıtı bile olabilir. Havadan sudan her cümle aynı yolsuzluğa çıkıyor şimdilerde bunu da bilmiyor değiliz. Devrik duruyor şehir biz her gece sahiplenip balkonlarda son sigaramızı tüttürsek de..
Biliyorsundur sende artık kimse kimseyi sevmiyor bu şehirde hatta tahminimce İstanbul’da hatta bizim oralarda bile. Çoğu kişi farklı biletlerle hayata dalış yapmış gibi. Hep bir bocalama hali hep bir emin olamama hali. E tabi artık sevgiyi tanımı bile yanlış yapılıyor. Seven insana aptal dendiğini bile duymuştum. Bazen inanası gelmiyor insanın yaşananlara mı yoksa sevgisiz kalplere mi henüz karar veremedim. Ama sanki bir yerden başlanılsa bitecek her şey bu cümleyi kurarken Cemal Süreya geldi aklıma. Ne de güzel söylemişti. Her şeyin yarım kaldığı bir yerden gelmiş gibiyiz. Herkes her şeye aç ama yine de kimse gözünü doyurmuyor. Doyrulmuyor gözler. Doyumsuzluk had safha da. Anlatmak istediğim o kadar çok şey var ki lakin görünmeyince mimikler, görülmeyince yazan gözler çok ta anlatsam az da anlatsam aynı kapıya çıkmıyorum. Kimsenin de yüzü aynı pencereye dönmüyor biliyor musun? Hep farklı pencerelerde başkalarının terk ettikleri yüzleri beklerken buluyorsun kendini. Sanırım en azıcısı da bu seni en iyi anlayabilecek bir kalp seni daha çok kırmak için çaba sarf ediyor gibi. Gelin kaynanadan çok çekmiştir ülkemin bir yerinde sonrasında aynı gelin kaynana olunca aynı şeyi kendi gelinine yapmaya başlar. Sanırsam ne ekersek onu biçmiyoruz. Ya da tohumlarımız hep farklı. Ortaya denenmiş bir şey de çıkartamıyoruz artık. Biliyor musun şiirler bile ölüyor artık. Kimse dönüp te bakmıyor bu cümleyi kim yazmış neden yazmış ya da kime yazmış. Ah bayım ne kadar acı biliyor musun Turgut Uyar mısralarının altına Mehmet Coşkun Deniz yazıyorlar. Bir de bize gösterip şahit tutuyorlar. Yarın öbür gün şiirler bile hesap soracakken bizden, kalp kırıklarımızı umursamayanları düşünemiyorum bile.

İhtimal büyük çay içiyorsun. Kaç şekerli diye sormak isterdim. Vazgeçerdim. Bilmesem daha iyi hani. Bilsem küçücük bir bardağa üç şeker attığını çaya hakaretten içeri bile tıkabilirim seni ne de olsa bir yerlerde çay severler derneği vardır. E bende severim diyorsan boş versene derim. Ben çayın memleketinden geliyorum. Sen hiç fıstık yeşili örümcek gördün mü? Ben gördüm. Bu konuyu sonra atılacaklar listesine ekleyelim ne de olsa sen üç şekerli içmiyorsundur. Boşu boşuna yormayalım cümlelerimizi. Sonra cümleler bile hesap sorabilir. Şiirler varsa mektuplar da var çünkü. Bir de dedem vardı. Vardı diyorum malum bırakıp gitmeye niyetlendi. Başardı da bunu.  Çayı severdi çok, o kadar başka bir şey anlatmayacağım. Hele ben lisedeyken her sabah bana ve sınıf arkadaşlarıma tost yaptığını anlatmayacağım. Başka bir şey anlatmayacağım. Severdik biz birbirimizi. İçiyorsan marlboro iç derdi. İçerdim de light ama şimdi öyleme ağzıma bile süremiyorum marlboro. Dedem diyorum bayım dükkanında hep üç şekerli çay içirirdi..

Hepimiz aynı kapıya çıkacağız. Ağzımız da yanık türkülerle. Sonra dağlar boyunca aynı biletin peşinden koşup koşup yorulacak filmler. Yorgun filmler bırakacağız kutladığımız her yılbaşında. Bir önceki yıldan daha fazlasını bekleyip belki de bir önceki yıldan daha berbat günler geçireceğiz. Yine de unutmak diye bir fiili eyleme dökeceğiz nankörüz çünkü biz hem de çok.  Yine de unutmak istediğimiz ne varsa üç şekerde buluşuruz. Sen bilmeyeceksin yan evde ki yaşananları ben bilmeyeceğim. Başka evdeki gürültüleri ve tabi ki de senin çayına kattığın şeker sayısını sen de bilmeyeceksin aynı zaman da benim kaç şekerli içtiğimi. Ve hiçbir zaman söylemeyeceğim sana saçlarımın aralarında mavi olduğunu ama sen yine de bileceksin bayım.
Bilmiyorum inanıyor musun altıncı hislere, ben inanıyorum lakin hep yanılıyorum. Herkesi bir mucizeye bağlamaktan vazgeçmeliyim sanırım. Bunu yapmak istiyorum lakin yetmiyor hala kanabiliyorum. Soluğuma oturuyor yanılgımı üstlenen insanlar. Bazı geceler öyle yoruyor ki beni bu durum. Uyusam belki geçecek ama uyku da gelmiyor. Biliyor kimlere gideceğini ki biz böylelerine vicdansız diyebilirim. Hatta bu kişilerden horlayanlar bile çıkabilir. Gerçi şöyle de bir şey var bu ara herkesin çocukluğu korkuyor. Korku salıyorlar içlerine. Ben saklayabiliyorum hala daha içimde ki kız çocuğunu lakin üzerine o pembe elbiseyi oturtamıyorum. Belki de keman çalmayı bırakmamalıydım. Fenerbahçeli olmayı bırakmadığım gibi. Aslında bakarsan Fenerbahçenin yalnızlığı benimle bir sanırım o yüzden bütün bunlar düşünsene sülalede bir ben bir teyzem. Allah başka dert vermesin diyenleri bile duydum. Umursamıyorum lakin Trabzon Spor ve Fenerbahçe maçlarında formamı giymemeye özen gösteriyorum. Malum milletçe hiç kimseye hiçbir şeye tahammülümüz yok. Aslında tek sorun ağlamayı bilmiyor oluşumuzdan kaynaklı. Ağlamayı bilsek aynı yerden birden fazla kırılamayacağını da anlardı insanlar. Lakin aynı zamanda çok inatçıyız. Kanayan yerlerimizin iyileşmesi çocuklukta olan bir şeydi. Kabullenmeliyiz belki de. Tıpkı Fransızcayı sevdiğim  ve izlediklerim dışında onun için bir şey yapmayasım gibi. Belki de yer değiştirmeliyiz mesela ben İtalyancaya merak salmalıyım belki de. Kemanımı yaza ertelemek yerine belki de babamı dinleyip kemençeye gitmeliyim. Aslında sorunum kemençe ile değil. Çokta güzel oynarız. Eğleniyoruz yahu biz horon teperken. Neyse bu kadar özelime girmeyelim. Her anlattığı şeyde biraz daha yakınlaşır insan kalbi yeniden kırılsın diye. Dikkat etmek lazım gelir. Belki yarının sabahı biraz geç gelir ve biz mesaimizi uyuyarak başlatırız. Neme lazım belki de üç şekerli içiyorsundur çayı..

Bizim buralar hep yağmurlu sen üşüme..
Sevgiyle kal..

RuE/Mart2014



Devamını Oku »

16 Mar 2014

M'ye


Bir şarkı mırıldanmaya başladıysan, kulaklarını tıkamaya başlayacaksın öncelikle kendine. Kendine fazla gelen kendini arındırmaya çalışıyorsan. Sigaranla çektiğin her nefeste başa dönüyorsan.  Zamana karşı boğulmayı göze almışsan. Soğuk gelmiyorsa artık sana şehrin sapakları. Avutmuyorsa kül kokan parmakların… Bir isim düşüyorsa dudaklarından… Cümleler düşürüyorsa aklındakini, kaçak kalıyorsan kendine..

Kapa gözlerini… Bırak kendini… Bir şarkı da benden dinle..

Yorulmuşsan, kırıklarının yeri bile hatırlanmıyorsa kırgın olduğundan..  Erkenden kararıyorsa gökyüzün..  Nereye gidersen git tutuluyorsa güneşin üzerinden.. Yolların hep aynı yere çıkıyorsa.. Buluşamıyorsa kalbindekilerle aklından geçenler.. Ağzın dolu doluyken cümlelerin yarım yamalak kalıyorsa..  Tehlikeli bir şekilde sevgi pompalıyorsa kalbin..

Kapa gözlerini… Bırak kendini… Bir şarkı da benden dinle..

Utanca boğuluyorsa gökyüzün, utanıyorsan yıldızlarından.. parmakla gösteremiyorsan sevdiklerini.. Kirleniyorsa yağmurun sesi..  Söyleyebileceğin her aşk cümlesi daha önceden söylenmiş ise.. Gecelerin çalınmışken sen hala hikayenin sonunu merak ediyorsan.. Ruh ayrılığına dönüşüyorsa duaların.. Başkalarının saçlarına anlam yüklemekten unuttuysan kendi saç telini..

Kapa gözlerini… Bırak kendini… Bir şarkı da benden dinle..

Sonbahardan önce dökülüyorsa kirpiklerin.. Dinlemiyorsa kimse gözlerini.. Ortalığı ayağa kaldıramıyorsa içindeki çocuk.. Kimse anlatmıyorsa acılarının düzenli olmasını.. Olay yerinde hep eksik kalıyorsan, sonrasın da unutuyorsan kendince.. Mevsimlere göre dağılmıyorsa acıların, vaktinden önce gelip kapını çalıyorsa kışlar.. Çatlamaya başlıyorsa özlemler.. Barındıramıyorsan saçlarını avuçlarında..

Kapa gözlerini… Bırak kendini… Bir şarkı da benden dinle.. Hepsi bu..



RuE/Mart2014

Devamını Oku »

14 Mar 2014

Geçer



Avuçlarında çizilmemiş kaderinle kaldığında,
Gözlerinden döküldüğünde son nefesin..
Parmak uçlarında birikmeye başlayan acıyı hissettiğin de..
Tüm seslere kulaklarını tıkadığında..
Geçer..

İnsan kalbi nankördür. Kırılmayan hangi nokta varsa gider onu bulur. Özenle hazırlar önce, sonrasında kırılacak noktada hazırdır kırılmaya. Yaralar oluşur, oluşturulur. Kabuk bağlanması beklenir. Sonra bir vazgeçiş, yarayı bağlamaktan vazgeçen kabuklar…
*
Kapalı kaldığında tüm kapılar.
Kilitler üzerinden kitlendiğinde,
Sıkıştığında dört duvarın sessizliğinde.
Bir çığlığa sığındığında..
Biter..

İçinizde kocaman bir sessizlik, bir çığlık kadar yakın. Bir tek siz kalırsınız sıkıştığınız acıların gökyüzü sessizliğinde. Tüm sancılar tanıdıktır hâlbuki yakın zamanda terk etmiştir sizi baharın bilindik kokusu biter. Ay ışığı biter, yıldızlar sarılsa bile..  
*
Konuşulacak bir şey kalmadığında.
Sessizliğe büründüğünde dualar.
Söylenecek her şeyin bir cevabı olmadığında,
Cevapların sorulardan kaçtığı her an,
Gider..

Tüm duaların aynı kişiye çıktığı zamanların geride kaldığı her gece biraz daha sarılırsın kimsesizliğine. Tüm sesleri sustursan da konuşur içindeki her nefes. Kirpiklerinin arasından bakmaya çalıştığın her an yeni bir onsuzluğa uyanırsın. Her seferinde bir öncekinden daha çok yakar canını rüyalar. Unutmaya çalıştığın her gönül gibiden öteye geçmez. Sever gibidir ama gider gibi değildir.
*
Geçer gibi yapar, geçer sanırsın.
Bir gece uykundan uyanır, sigaranı yakarsın.
Yine aynı rüyaya uyursun, kabuslara sarılarak…


RuE/Mart2014

Devamını Oku »

6 Mar 2014

Kış




İsmim dokunur dudaklarına, 
Sarılmak isterken sesine..
Dudaklarında acı bir kış..
Sessizliğin daha bir güzeldi..
Duymasam kolaydı,
Duydum.. İncindim..
Gözlerim, gözlerinde ki boşluğa dokunur. .
Kirpiklerim yağmur havasında...





RuE/Mart2014
Devamını Oku »