27 Şub 2014

Çay


Çay ısmarlamak gerekirdi, kahveyi seven birine.. Karşımda sessizlikten başka bir şey yoktu. Yaşanmışlıklar artık yaşanmışlık hissi vermiyordu.

*

Benim gümüşlerim azaldıkça altınları çoğalıyordu ve hiçbir atasözü kurtarmıyordu bu anı. Sadece bilinen tek gerçek vardı. Gidilmeliydi. Parmaklarımın arasına gizleyebildiğim bir öfke vardı. Gözlerini kaçırdıkça avuç içlerim taşını kırıyordu. Kabullenmek fiili işlemiyordu sol yanımda ki kağıt kesiğine ve bir dizi iz hatıra olarak beynime katılıyordu. Ne kadar reddetmeye çalışsa da artık çok geçti. Belki de son kez görecektim onu çay içerken ya da içime derin bir boşluk kazarken. Sanıyordu ki aynı evde yaşamayınca gitmiş olunacaktı. Öyle değildi. Kalbim ile aklımın ucundaki ipleri koparmaya yetmiyordu gücüm. Öyle halat felan da değildi bu ip. Üflesen uçardı. Üflesem uçardı ama üflesem nefesim bile kesilebilirdi. Bildiğim en gerçek şeyin yabancısı olmuştum. Aylar ya da haftalar almamıştı. Bir anda çevirmişti, bir anda döküvermişti denizi avuçlarıma. Zaman kesilmişti şah damarından.


*

Kadınlar hep aynı yerden terk ederdi, adamlar hep aynı yerden boğulurdu. Göbek adları değişirken hepsinde aynı birikinti. Baharın ardından bastıracak kış havası. Kadınlar şarkıları bırakır gider, adamlar yalnızlığın koynuna girer. Kadınlar fotoğrafları atar, adamlar hayallerini parmak uçlarında biriktirir. Kadınlar hep çığlık çığlığa oysa adamlar, seslere bile sarılabilirler. Kadınlar şehri bile terk edebilirken adamlar kendi içlerinde açılan boşluklara sığmaya çalışır. Kadınlar kalabalıkları hatırlar adamlar yalnız kalmayı bile beceremez. Çünkü adamlar söyledikleri şarkıyla bile sarılabilirler.


*


Çok geç kalmıştım terkedilmeye. Sesim kırık, sesim öfke nöbetinde. Ona göre yanlış bir filme girmiştim. Bu böyle olmasaydı bu kadar kolay terkedilir miydi esas oğlan? Ben konuşuyorum o duyuyor. Öyle bir çeviriyor ki gözlerini benden. Kendimi imha edebilirim diye düşünüyorum. Yerin dibine geçiyorum. Tek bir kelime çıksa dudaklarından yarıda kesilecek kıyametim. Ama yok olmuyor. Olmuyor, ne söylesem vazgeçilmiyor. Kocaman harflerle gözlerime kazıyor. Bitti! Gözlerim kan çanağı, kirpiklerim yok olmuş, sever gibi bakılmaktan. Ayaklarıma iş düşüyor. Akılsız başın cezasını şehrin tüm sokakları çekecek!

*

Çay ısmarlamak sıkıcı. İki çay söyledim. Bıraktım.
Susmak bir gidişin ilk işaretiydi. Giden bendim susan o..


RuE/Şubat2014

Devamını Oku »