23 Oca 2014

Kadın





Daha küçük bir bebekken başlar cümleler, ağızlarında kocaman bir gülümseme ile –Şuna da bak hep erkeklere gidiyor. Tabi bu durum erkek bebekler için de geçerliydi. –Şuna da bak ne kadar tatlı, şimdiden belli büyüyünce çok canlar yakacak.

Bazı kız çocuklarının avuçları Barbie bebek kokarken bazılarının ki sigara kokuyor.
İlk erkeği –babasını- paylaşarak büyümeye başlıyor. Annesi ile paylaşıyor varsa bir abla ya da kız kardeşle başlayıp içine yerleşiyor kıskançlık ve açlık. Sevgiye aç bedenler çıkıyor ortaya. Bu öyle bir açlık ki 60 yaşına da gelse geçmeyecek çünkü öğrenemeyecek paylaşabilmeyi. Bazı zamanlar çok isteyecek ama öğrenemeyecek. Çünkü bazı kız çocuklarının avuçları Barbie bebek kokarken bazılarının ki sigara kokacaktı.

Çok sevilmeyi isteyecekler sevmenin bencilliğine ulaştıkların da. Öyle değil miydi? Sırf biz seviyoruz diye bizi sevsin isterdik. Ama öyle olmazdı. Çünkü karşılığı olmayan şeyler bu dünya da hayat bulamazdı. – Ne istersen yaparım, yeter ki yanımda ol! Diye başlayan cümleler kurarken buluyorlardı kendilerini. Karşısında ki ise iğrenç bir gülüş atıp yapmam dediğin ne varsa isterdi. Ve sen tercih yapardın. Çoğu zaman iki kişilik yalnızlığı, geri kalanın da ise tek yalnızlığı seçerdi. Yalnızlığın yakıştığı bedenlerde bulurdun kendini – eskiden olsa diye başlayan cümleler vardır etrafında ama kadın zaten bugünün eskisin de değil miydi?

Sevgi’nin üç harfe düştüğü zamanlarda olurdu. Kimileri hatta çoğu ihtiyaç derdi. Beyaz ve pembe yalanlar gibi. Deli misin yahu? Ne işi var bedenin de asla sevmediğin bir avucun? Tabi ki deli değillerdi, ne istediklerini biliyorlardı. Çünkü bir önemi yoktu. Bazı kadınların avuçları sigara kokardı.

Herkes severdi, bazıları çirkin severdi. – Allah çirkin bahtı versin. Diye kurulan cümlelere bakarak. Fark etmezdi. Ölü bedenlere ölü adamların parmak uçları dokunurdu. Yine de yetmezdi. Ruhun ittikçe bedenin çekerdi. Bedenin çektikçe kalbin çoğalırdı. Parça parça çoğu zaman tuz buz girerdi toprağa. Toprağa yakınlaştıkça parçalar çoğalır ama asla kopmazlardı. – Yahu kırılanlar neden düşmüyordu?  Düşmezdi çünkü hücrelerin yenilendikçe içine kaçardı kırıklar. Tuz buz olmuştu ya! En küçük bir sızıntı yeterdi ruhuna işlemesine.

Yine de isterdin şu illet- Hayatımın aşkı- neden gelmiyordu? Anlamamakta ısrar ettiğin şey öyle bir şeyin olmadığıydı. –Karşılığı olmayan hiçbir şey yoktu- dönüp bir etrafına bak yeter. Saygının olmadığı yerde sevgi bitiyor, sevginin olmadığın da ise saygı bitiyordu. Sonuç hep bir şeyler vermek zorundasın. -Seni seviyorum ama sen yine de o çayı benim istediğim gibi yap! Zaten yapmak istiyordur ama yapamıyordur. –Seni seviyorum ama sen de çayı böyle içsen ne olur? Görünen köyün kılavuza ihtiyacı var mı? Bence yok ama olsun. Dedim ya bazılarının avuçları sigara kokar.

Gözlerine bakıp kimsenin göremediği şeyleri görürsün. O ise senin gözlerin de asla hatırlamayacağı rengi görürdü. Belki adını bile anımsamayacaktır. Ama yine de olsundu bir kere bakmıştın o gözlere! Ve aldanmayı seçiyordu. Bile isteye aldanmayı! Yalanları yakalayacağı anlarda çoğalacaktı. Yine de vazgeçmeyecekti.60 yaşına da gelsen vazgeçmeyecekti. Tüm cümlelerin boğazında toprak kokusuyla kururken bulacaktı kendini.

Bir de ezber konusu vardı. Yalnızlığının verdiği büyük içtenlikle bir fotoğrafın en küçük çiziğini bile yıllar sonra gözlerine kusacaktı. Sonu hep görürdü kadın ama yine de vazgeçmezdi. Çünkü bazı kadınların avuçları sigara kokardı. Gördüğü her şeyi hafızasına alıp yıllar sonra bile dumanından çıkarabilirdi. Bazılarının yalnızlığı sigara kokardı.

Benim mi?
Benim de yalnızlığım hep sigara kokar. Avuçlarımdan sızar bu koku..

RuE/Ocak2014




Devamını Oku »