17 May 2013

Çözemedim



Zordur ya sonralar..
Zordur..
Çok zor..

RuE/Mayıs2013
Devamını Oku »

14 May 2013

Kader





Zeki Demirkubuz'un yönetmenliğini yaptığı Kader filminden bir alıntı.




Bazen kaderdir kabulleniş sebebimiz.

RuE/Mayıs2013
Devamını Oku »

13 May 2013

İlk



Her zaman iyi bir baba olmayı istemiştim. Çocukluğuma inip çocukluğunu yaşatacaktım. Öyle de oldu, baba oldum ya da olmaya çalıştım. Adını ben verdim. Kadir dedim, ezanla fısıldadım kulağına. Kadir, Kadir, Kadir. İlkokul birinci sınıfta okuyor. Öğretmeni söyledi, arkadaşlarının eşyalarını alıyormuş. Biz hiç fark etmedik. Ne yapacağımı bilemedim. Aklıma bin bir türlü şey geldi. Bir şey yapmalıydım ama ne?

Bizim mahalle de bir abimiz var, Adı İbrahim. İbrahim abiye gitmeye karar verdim. Küçük bir dükkanı vardı. Çaylarımız geldiğinde konuşmaya başlamıştı, gözleriyle. Anlat dedi. Oğlumu anlattım. Herkesin diyebileceği gibi şeyler söyleyeceğini düşünüyordum. Çocuktur geçer, büyüyünce yapmaz, bir psikoloğa götürmelisin. İbrahim abi bana tek soru sordu.

*ilk günahını hatırlıyor musun?

Ne diyeceğimi bilemedim. Hani bazı anlar vardır. Ölüm size saniyelik teğet geçer ve o anlarda hayatınız gözlerinizin önünden akıp geçer ya öyle geçti gözlerimin önünden. Hala bir şey söyleyemedim. İbrahim abi biliyormuşçasına gözlerime baktı. Bakışlarımı kaçırdım, ben dedim. Kadir’in yaşlarındayken bir bakkal vardı yan binamızda. Onun dükkanında ekmek almaya gönderildiğimde küçük çikolatalardan ya da sakızlardan alıyordum. Fark etmiyordu Osman amca. Çok utanmıştım kendimden ama yine de İbrahim abi utanmamam için bile gözlerini gözlerimden kaçırmıyordu. *Ne yapman gerektiğini biliyor musun dedi? Bir daha utandım kendimden. Tabi ki dedim cılız bir sesle. Çay için teşekkür ettim oradan ayrıldım.

Başım hala önde yolda ilerliyorum. Benim bile çoktan unuttuğum bir şey yapmıştım ama ben daha çocuktum o zaman diyesim geldi. Bir daha utandım çünkü hatırlıyorum. Unuttuğum onlarca günah sırtımda bir yük. Ayaklarım beni eski mahalleme, çocukluğumun geçtiği sokaklara götürdü. Bizim binanın önünde durdum. Sessizdim, bakkal oradaydı. İki binayı birbirinden ayıran duvarda gazoz kapaklarıyla oynadığımız oyun geldi aklıma. Bilmiyorum biliyor musunuz? Kapağa 3 kere parmağınızın ucuyla ittirirsiniz, duvardan düşürürseniz geldiğiniz yolu en başından yeniden gelirsiniz. Başa dönersiniz. Şimdi benim yaptığım gibi. Başa dönmüştüm.

Bakkala girdim. Kasa da bir kız duruyordu. Esra olabileceğiniz düşündüm ama sormadım. Osman amcayı sordum. Evde olduğunu rahatsız olduğunu söyledi. Osman amcanın evi de aynı binadaydı. Zili çaldım. Oğlu açtı kapıyı, ne garip Esra adı aklımda ama oğlunun adı aklımda yok. Osman amcayı ziyarete geldim dedim içeri davet etti. Osman amca çok yaşlanmıştı. Yıllar herkesi olduğu gibi onu da eksiltmiş, eskitmişti. * Gözlerinden tanıdım dedi. Garip hissettim kendimi, zaten beklenen bir misafir gibi davranıyordu bana. Sözü çok uzatmak istemedim. Çünkü çok fazla konuşursak dökülüverecek ti gözyaşlarımız. Tuttuk gözyaşlarımızı birbirimize tutunarak. *Bana hakkını helal et dedi. Anlamadım, beynim bir oyun mu oynuyordu. Estağfurullah dedim, susturdu beni. Neden geldiğini biliyorum dedi. Çaldığın sakızlar için geldin. Hiç korkun olmasın dedi ben sana o zaman helal etmiştim hakkımı. Utanma diye ses etmiyordum. Bir kez daha utandım kendimden. Peki dedim sen neden helallik istiyorsun. Sorduğum sorunun saçmalığına aldırış etmeden. Ben dedi siz buradan gidince çok pişman oldum. Senin çalmana müsaade ettiğim seni uyarmadığım için ömrüm boyunca boynumda bir yük gibiydi. Ama geldin ne olur helal et dedi. *Estağfurullah helal olsun dedim.

Kadir ‘mi? Bir daha çalmadı. Ama ben hep yordum her şerde bir hayır olduğuna!


Vardır bunda da bir hayır..



RuE/Mayıs2013
Devamını Oku »

9 May 2013

Gözlerine Karşı



Armut dedim,
Destur dedi.

Elma dedim,
Aşk olunur dedi.

Oysa gösterilen armuttu, görmek istediği elma. 
Bakmadığından göremedi çileği. 

RuE/Nisan 2013
Devamını Oku »

7 May 2013

Bebek 3


Bir kadın tanıdım ben mavi gözleriyle değil kızıl saçlarıyla denizi kıskandırırdı. Kızımızda öyle olmalıydı. Yoksa hiç yakışır mıydı annesinin saç diplerine kan! Ne kadar acımasızdık. Elimizde avucumuzda sadece kin biriktiriyoruz. Öyle hızlı sürüyoruz ki o dört tekeri, önümüzdekini görmeye vaktimiz olmuyor durduğumuzda! Hayatta böyle değil miydi? Bulutlara en hızlısından çıkıp, sonrasında aniden düşüp yere çakılırsın.  Oysa öyle demişti. Artık çekirdek aile olacaktık. Anne, baba ve çocuktan oluşan bir çekirdek iklimi. Olmalı mıydı? Belki de böylesiydi bizim için iyi olan. Belki ben kızım doğmadan alkolik olurdum. O zaman farklı olurdu tabi! Alkolik baba! Hayır, hayır alkolik, ayyaş adam kalsın adım. Kızıma dokunmayın yine!

Aslında olmalıydı bir kızım. Şu anda bileklerimden süzülürken sızım yanımda olup onu durdurmalıydı. Karanlıkta hiçbir zaman bir çıkış olmadığını göstermeliydi. Mavi gözleriyle tutmalıydı gözlerimden! Durdurmalıydı beni.

Aslında bir kızım olmalıydı annesinin rahminde, mavi gözleriyle uyarmalıydı annesini. Bakma fotoğrafıma yol dururken!

Oysa bir kızım vardı. Annesinin rahmini tekmeleyen! Doğmak için değil ölmemek için!



"O Şarkı"
RuE/Mayıs 2013
Devamını Oku »

Bebek 2


Gözlerimi kapatıyorum, yapmayı istediğim şey bu değildi aslında. Yine de kendi bileğimden dökülen bu sızıyı durdurmak istemiyordum. Bunu daha öncede denemiştim. Çünkü kadınlar genelde intihar ederken hap ya da bilekten kesmeyi denerler. İlkinde hap kullanmıştım bende bundan 2 ay önce. Tabi ki birileri yetişmişti. Şimdi ise aynı kurtarılma şansını gözlerim açık izlemek istemiyorum. Bu yüzden kimsenin olmadığı bir anı seçmiştim.  
Tıpkı o günkü gibi. Kimse yoktu beni kurtaracak.  Biliyor musunuz tam üç aydır elma yemiyorum! Varlığı bile beni kusturabiliyor. Hayır, hamilelikten değil! O gün annemin bizim için soyup dilimlediği elmalardan yemişti. Ağzı nefesime sıfır kaldığı anda aldığım tek koku elma kokusuydu. 
Kendim için üzülmüyorum. Bebek içinde, böyle bir dünyaya gelip günahlara alet olmasından ziyade cennette annesi diye gösterilen melekle kalmasını istiyorum. Buna da inanmak istediğimden inanıyorum. Gerçek mi bilmiyorum. Gerçek olsaydı elmadan nefret etmezdim. Midemi bulandırmazdı dünya, başımı döndürmezdi elma kokusu. Kalp atışını dinliyorum. O kadar hevesli ki yaşamaya. Bilse, cennet bahçelerindeki elma ağaçlarından elma yerken kusardı. Cennet'te kusulabilir miydi?

Kalp atışını duyamadığım ölü bir bebek var rahmimde!
Kalp atışını duymadığım ölü bir kız var gözbebeklerimde!

Kadına düşense, bileklerinden süzülen sızısının sessizliğini beklemek. Avuçlarında çok sevdiği kirazlarla.



"O Şarkı"
RuE/Mayıs 2013
Devamını Oku »

Bebek


Bir gün gerçekten ama gerçekten nefret ettiklerimden intikam almanın yolunu bulacağım. Bu ister bu dünyada olsun ister sonsuzlukta. Gerçi o kadar zalimler var ki bu iş bana kalmayabilir bile! Evimin duvarına yapışmış, bileklerimden akan sızıya aldırış etmeden sadece düşünüyordum. Belki de buydu, damarlarımızda dolaşan kana ihtiyaç duymamız. Birisi girse içeri şimdi, hemen arar mıydı acili? Yoksa bekleyip izlemeyi mi tercih ederdi? Bu ihtimali çıkarmalıyım, çünkü öyle biri yok! Bu kapıyı benden başka bırak açmayı çalan bile yok! Benden de ölesiye nefret edeni düşündüm. Bir kaza olmasına inanması gerekirdi. Oyuncu olamadım, ona karşı olan öfkem kaza olmadığını söylemem gerektiğini düşündürüyordu. Öyle de oldu öfkem baskın çıktı bir anda söyledim o cümleleri. Senin çocuğunu doğurmaktansa ölmeyi yeğlerim. Evet, çok büyük bir hayal kırıklığı yaşamıştı. Doğmasını istediği çocuğu artık yoktu. Kapıyı göstermişti. O anda oradan uzaklaşarak kurtulacağımı sanmıştım. Bu nasıl bir baba olma isteğiydi ki beni iki ay yatağa zincirlemişti. Günleri sayıyordum belki de daha fazla olmuştur. Şimdi ise evin bir köşesinde onu öldürmenin aslında babasından intikam almak için yaptığım büyük bir yanlış olduğunu anlıyordum. Pişmandım, çok fazla pişmandım. Onun baba olma şansını elinden alırken kendi anneliğim de kayıp gitmişti ellerimden. Şimdi bileklerimden süzülen bu sızı asla dinmeyecek olana bir merhem bir ilaç gibi. Oysa ne güzel başlamıştı. İçinde beslediği o kötü yanını “-ben istemiyorum” dediğimde ortaya çıkarmasaydı! Zincirlemeseydi beni! Ona zarar vermeyebilirdim. İkna edebilirdi beni, ona kanabilirdim bebek için. O ise beni kapatmayı tercih etti.

Şimdi mi?
Onun bir kızı var. Annesi ben olmayan.
Benim bir sızım var, babası olmayan.


"O Şarkı"
RuE/Mayıs 2013
Devamını Oku »

3 May 2013

Yokluğunu Çekmek



İyiden iyiye uzaklaşıyoruz. Uykusuzluktan masallar anlatıyorum, inanmadığını bildiğim rüyalarıma. Uyanıyorum sanıyorum bazen oysa küçücüktü kalbim, kaldıramayacak büyük bir sancı içine kaçmıştı. Kaçırmıştın, kaçırırken teninin kokusunu asla onunla uyanamayacağımı bile bile! Bu kadar yazıp duruyorum, yine de okumaya yeltenmiyor gözlerin. Oysa çok ötede değilsin birkaç mil, birkaç milyon mil.. Ah ben nasıl bakamadım gözlerine, bakarken gözlerime! Nasıl dokunamadım ellerine! Oysa sevilecek en güzel şeydin sen bu zamanlarda… Deli olmak mı gerekirdi beni sevmeni beklemek için, oysa değildin, değildiler, değiller…
Şimdilerde hala;
Söyleniyorum ardından!
Duymuyorsun!
Duymuyorsun…
Duymuyorsun.

RuE/Mayıs2013
Devamını Oku »

2 May 2013

Oyun/cak


Hep bir olmak zorunda mısınız?
Farklılıklarınız bile aynı!

Şimdi dar geliyor ya tüm cümleler size, boş vermek gerekir uzun cümlelerin içindekianlambozukluklarını anlamaya çalışmayı. Çok geçmeden elbette anlaşılacaktı bir şeyler siz o arada ister virgül koyup cümlelerinizi devam ettirin ister noktanızı koyup bitirin cümlelerinizi. Unutmamak gerekir ya hani ilk okumaya başladığınızda söylerdi öğretmenlerimiz noktada tek nefes ara, virgül de yarım nefes ara vermelisiniz. Şimdi ben nasıl bir hata yaptım ki bitirmediğim cümlemin sonuna nokta konuldu, sonsuza kadar bir ceza gibi tutuldu ya nefesim hiçbir başlangıç iflah etmez artık kelimelerimi. Sırf bu yüzden bile bırakılabilir yazmak. Ama sakın dedim sakın bırakma anlatacağın çok şey varken, sakın ölme. Şimdi bırak aniden gece oluversin, bırak göz çukurlarında umut denilen o illeti biriktirme. Her şey olacağına varacaksa bu çaba neden? Bırak dağılmadan toplanıp aksın yanaklarından süzülmeyi bekleyen gözyaşların. Çıkmıyorsa aklımızdan çocuk gözlerimiz varlığı yokluklarıyla aynıysa aşklarımızın bırak! Düşündükçe sığmıyorsa göğüs kafesimize hiç kimse bırak! Sadece bırak olurlarına! Ve kork kendini anlatmaktan, anlatma! Çünkü öyle demiş; İnsanlar seni yanlış anladığında dert etme, duydukları senin sesin fakat aklından geçirdikleri kendi fikirleridir… Sen de anlamaya çalışma okuduğun her şeyi üstüne alarak anlar deme çünkü bunu da demişler; "Seni anlıyorum" demek büyük bir yalandır. Kocaman bir yalan. Kimse kimseyi anlayamaz ve tanıyamaz dünyada...”  Üşüdükçe daha da anlarsın bunu iliklerine kadar işler soğuk bir tek sen üşürsün üşüyor musun sorusuna verdiğin tek cevap yok hayırsa daha çok üşürsün. Karşında, yanında, arkanda biri olsun ya da olmasın yalnız üşürsün! Dört kolla sarılırsın kimsesizliğine yine de geçemezsin verilen nefesten. Sonra otur suçla kendini! Sor bir de üstüne. Neden anlar gibi yapıp anlamayacaktı! Çünkü hepsi sadece…………  Koy boşluğu yetim bırak cümlelerini!
Unutma!
Bir oyun sadece;
Nefes al, nefes ver, nefes al, nefes ver, nefes al bırakma!


RuE/Mayıs2013
Devamını Oku »