5 Ara 2013

Ah Sen Yalnızlığım


Biliyorum uzun zaman oldu,
Gözlerin kelimelerimle buluşmayalı!

Bir bilsen!
Benim seni öyle çok sevebilme ihtimalim var da,
Sen bir tanesini bile bulamayacak kadar budalasın!

Bir anlasan!
Burkulmuş gökyüzümde onca yıldız dururken,
Gölgene sığınıp uyuduğumu!

Bir görebilsen!
O kadınlarda unuttuğunun,
İçimde ki kız çocuğunu öldürdüğünü!

Bir duysan!
Sesimin titrek çığlığını,
Cümlelerimin her molasında çıkan “Ah Sen” yalnızlığımı!

RuE/Aralık2013

Devamını Oku »

20 Eyl 2013

Mucize


Seninle olmak mucize,
Bense mucizelere inanmayacak kadar aşık!


RuE/Temmuz2013
Devamını Oku »

4 Eyl 2013

Silahlara Veda Kitabınla Bombala !



Görev 1 :
Kitaplığından okuduğun ve Özlem'in mutlaka okuması gerekir diye düşündüğün kitabı seç.


Görev 2 :
Hedefler bölümünden kitabı göndereceğin okulu belirle.


Görev 3 :
Belirlediğin okul için kaydını yaptır ki, her okula kaç kitap gideceğini önceden tahmin edelim ve aynı okula aşırı gönderim gerçekleşmesin.


Görev 4 :
Kayıt olurken telefon numaranı vermeyi unutma. Biz ayın 24' ünde sana SMS ile görevini hatırlatacağız. Sana ya da hafızana güvenmediğimizden değil, biz ortama güvenmiyoruz. :)
Sözümüzdür ki telefon numaran sana SMS atıldıktan hemen sonra kesinlikle silinecek, ne email adresin ne de ismin herhangi bir yerde kullanılacaktır.
Biz profesyoneliz, iz bırakmayı sevmeyiz!

Görev 5 : 
Ayın 24'ünde, evden çıkarken kitabını yanına almayı unutma ki, yeni bir tane satın almak zorunda kalmayasın.


Görev 6 :
Kitabını seçtiğin okula kargo ile gönder. Kargo ücretini kimin ödeyeceği konusunda kafa karışıklığı yaşamanı istemeyiz. Bizce arkadaşından borç al, onun da bu çorbada tuzu olsun.


Görev 7 :
O günü hiç unutma. Senin için küçük bir iş olabilir ama unutma büyük bir iş yapıyorsun. Gelecekte torunların senden böyle hikayeler duymayı bekleyecekler.

Desteklerinizi esirgemeyin :)
Daha detaylı bilgi için;






Devamını Oku »

18 Ağu 2013

Uyku



Uykum başımdan aşkın..
Görülmesi gereken senli rüyalar dururken,
Çığlıklarım gebe kalıyor sensiz kabuslara..
Her seferinde düşük yapıyor kelimelerim boğazımda!
Sen uyu!
Uykusuzluğun başından aşkın,
Sarılması gereken onlarca beden varken!



RuE/Ağustos2013
Devamını Oku »

İnsan/2

İnsanlar öldürülüyor ve biz hep aynı yerdeyiz..
Önüm, arkam, sağım, solum!!
Ebe-sobe!
Göremeyeceğimiz kadar uzak mı insanlık?
Sadece insanlıkta buluşabilecekken!


RuE/Ağustos2013
Devamını Oku »

2 Ağu 2013

Yazı Sızısı


Yine aynı günlerden biriydi. Kadın denize karşı duran banklardan birine oturdu. Hafta içi her gün aynı şeyi yapıyordu. Çok vakit kaybetmiyordu burada. Her gün aynı banka oturuyordu. Her şey aynı gibi dursa da bugün de bir şey vardı. Gözünün ucuyla bankın kenarında özenle katlanmış bir kağıt dikkatini çekti. Alıp almamakta kararsız kaldı. Biraz utanarak avuçlarının içine aldı. Denize bir kez daha baktı. Her şey o kadar özenliydi ki! Bir tek kendisini yakıştıramıyordu bu tabloya. O kadar uzaktı ki bunlara. Yaşadığı onca hayal kırıklığı hepsi geride kalmış gibi dursa da içinde bir yerlerde hala yaraları kanıyordu. Bedeninden bakılıp görülmeyecek kadar derinde, derinden hissedilmeyecek kadar uzakta kalmak zorunda olan yaralar. Avuçlarında sıkıca tuttuğu kağıtla bir alakası yoktu bunların. Orada yazılanların ne olduğunun bir önemi yoktu. Sadece üzerine alınmıştı. Her gün aynı saatte orada durduğu içindi. Kağıdı katlayıp cebine koydu. Eve gitmeden bir yere oturup çayını içti. Kağıt aklından uçup gitmişti bile. Eve geçti, kağıdı sehpanın üzerine koydu. Üstünü değiştirip yatağına uzandı. Gözlerini kapadı, uykusuzluğa daldı.

*

                Adam masanın başında önündeki kağıda bakıyordu. Eve girmeden önce kapının önünde dikkatini çekmişti. Almış bir göz gezdirip masanın üzerine koymuştu. Önemsememişti, mutluluğu bir kağıda sığdıramayacağını düşünüyordu. Sonrasında ise kalbine bir ağırlık çöktü. Çünkü bir kağıda bile sığdırabileceği mutluluğu bile olmamıştı! Her satırı kendi içinde başka anlamlar oluşturuyordu. Yalnızlığını düşündü sonra, bunu kendine yapmayı başarmıştı. Herkesten ve her şeyden uzaklara çekmişti kendini. Hayatın gerektiği kadarını yapıyor, gerisine karışmıyordu. Çünkü acıya çarpmıştı yüreği, ihaneti görmüştü. O günler yeniden geçti gözünün önünden. Hatırlamak istemiyordu ama en ufak bir göz kapanışında aklına düşünüyordu. Nasılların ve nedenlerin bir önemi yoktu. Olmuştu, Olmaya devam edecekti. Yürümek istiyordu, dışarıya çıktı avucunda o kağıtla. Bir banka oturdu, sessizce kaldı orada bir süre. Uzaktan bir kadının yaklaştığını gördü. Gözlerindeki hüznü hissetti. Kadın yaklaştıkça utanmaya başladı. Bu hüznün yanında, elindeki kağıtta yazılan mutluluktan utanıyordu. Avucunu serbest bıraktı yavaş yavaş, elindeki kağıt bankın üzerinde bir yere sıkışınca daha fazla dayanamadı. Kadın oturmadan kalktı banktan. Dudaklarından bir şarkı geçiyordu.. Sözleri kağıtta yazan..

*

                Kadın, yatağından doğruldu. Aklını durdurmak istiyordu. Bir sigara içecekti, vazgeçti. Gözleriyle geceyi çekti içine, içinden güneşi çıkarta çıkarta. Bir kahve yaptı kendine, sehpanın üzerindeki kağıda takıldı gözü. Kağıdı çantasına koyup dışarı çıktı. Bir yere oturdu. Elindeki kağıtta yazılanları merak ediyor ama yine de bir şey onu okumaya engelliyordu. Bir yere telefon etti. Beklemeye başladı.

*

                Adam gelen telefonu açmamak için kendisiyle savaşıyordu. Kaybetti savaşı, telefondaki ses onu bir yere çağırıyordu. Cevap vermeden telefonu kapattı. Odanın içinde aklından ne yapıp ne yapmayacağı geçiyordu. Bir karar vermek öyle zordu ki. Yatağına geçti. Gözlerini kapadı, uykusuzluğa daldı.

*

Sıkıştı alın yazısı..
Ne adam gitti,
Ne kadın kağıdı okudu..



RuE/Ağustos2013

Devamını Oku »

22 Tem 2013

Tuz



Yarlardan büyürdü yaralar.
Sonrasında tuz basardı hayaller,
Olmayacak dualara..



RuE/Temmuz2013

Devamını Oku »

9 Tem 2013

A'ya



Aslında aynı düşünsek bile söyleyebileceklerimiz hep farklıydı. Bu yüzden bir yerden tutmaya çalışırken diğer yerden düşüyoruz. Artık kırmak için bahaneler arar olduk sonrasında da hiç çekinmeden söyleyebildik. Keşke daha iyi bahaneleri olsaydı insanların birbirini kırmak için. Sonra susmaya başlıyoruz birbirimizi sevmeyi unuturken. Her sabah aynı insanlarla aynı otobüse binmemize rağmen birbirine gülümseyemeyen insanlar oluyoruz ama yine de içlerinden biri o sabah gelmezse meraklanıyoruz ya da ben öyle sanıyorum.  Kulağımda müzikle otobüsü de duraktaki insanları da geride bırakıyorum. Her sabah aynı hüzünle gülümsemeye başlıyorum. Aklıma düştüğün anda çıkmaza düşüyorum ya hani! Hani hep takılıp düşecek gibi oluyorum ya! Bugün o olmayacak! Zamanın yaralayıcı etkisini üzerimden atmaya çabalıyorum. Sen hep söylerdin ya hani; Sihirbazın tavşanını kaybetmesi kralın soytarısının terk etmesine benzemez diye! Anlata biliyor muyum? Sen zaten beni terk etmiştin değil mi? Şimdi sıra kaybetmen de!
Ne söyleyebilirim ki arka sayfa da kalmış birkaç aşk sözcüğü gibi, geçmişte kalmış birkaç yıllar yığını çokta önemli değildi.  Ne de olsa önümüzde yaşayabileceğimiz uzun yıllar geride kalmıştı. Büyümüş olmalısın sende ya da seni gördüğümde hiç değişmemişsin dedirtecek kadar umursamadan yaşamışsındır.
*
A’nın kalbini nereye koyarsan koy hep aynı itirazı yaşıyor. Yaşamaya devam sevmeyi azalt.
B'nin kalbine selam!

RuE/Temmuz2013

Devamını Oku »

2 Tem 2013

Zaman



Zaman her şeyin ilacı gibi dursa da aslında yıpratıyor.
Dün sevdiğimiz ne varsa bugün midemize dokunuyor!

RuE/Temmuz2013

Devamını Oku »

26 Haz 2013

Sen



Sana en güzel yalnızlığımı ayırdım.
Sen,
İyisi mi koşarak uzaklaş buradan!

RuE/Haziran2013

Devamını Oku »

19 Haz 2013

Duy/u





Devamını Oku »

B/ilmek



Ne ileriden geriye,
Ne geriden ileriye.
Bundandır bugünlerin yalnızlığı! 


RuE/Haziran2013
Devamını Oku »

8 Haz 2013

İnsan

Hep aynı yerde bocalıyoruz!
İnsanlıkta.


RuE/Haziran2013
Devamını Oku »

17 May 2013

Çözemedim



Zordur ya sonralar..
Zordur..
Çok zor..

RuE/Mayıs2013
Devamını Oku »

14 May 2013

Kader





Zeki Demirkubuz'un yönetmenliğini yaptığı Kader filminden bir alıntı.




Bazen kaderdir kabulleniş sebebimiz.

RuE/Mayıs2013
Devamını Oku »

13 May 2013

İlk



Her zaman iyi bir baba olmayı istemiştim. Çocukluğuma inip çocukluğunu yaşatacaktım. Öyle de oldu, baba oldum ya da olmaya çalıştım. Adını ben verdim. Kadir dedim, ezanla fısıldadım kulağına. Kadir, Kadir, Kadir. İlkokul birinci sınıfta okuyor. Öğretmeni söyledi, arkadaşlarının eşyalarını alıyormuş. Biz hiç fark etmedik. Ne yapacağımı bilemedim. Aklıma bin bir türlü şey geldi. Bir şey yapmalıydım ama ne?

Bizim mahalle de bir abimiz var, Adı İbrahim. İbrahim abiye gitmeye karar verdim. Küçük bir dükkanı vardı. Çaylarımız geldiğinde konuşmaya başlamıştı, gözleriyle. Anlat dedi. Oğlumu anlattım. Herkesin diyebileceği gibi şeyler söyleyeceğini düşünüyordum. Çocuktur geçer, büyüyünce yapmaz, bir psikoloğa götürmelisin. İbrahim abi bana tek soru sordu.

*ilk günahını hatırlıyor musun?

Ne diyeceğimi bilemedim. Hani bazı anlar vardır. Ölüm size saniyelik teğet geçer ve o anlarda hayatınız gözlerinizin önünden akıp geçer ya öyle geçti gözlerimin önünden. Hala bir şey söyleyemedim. İbrahim abi biliyormuşçasına gözlerime baktı. Bakışlarımı kaçırdım, ben dedim. Kadir’in yaşlarındayken bir bakkal vardı yan binamızda. Onun dükkanında ekmek almaya gönderildiğimde küçük çikolatalardan ya da sakızlardan alıyordum. Fark etmiyordu Osman amca. Çok utanmıştım kendimden ama yine de İbrahim abi utanmamam için bile gözlerini gözlerimden kaçırmıyordu. *Ne yapman gerektiğini biliyor musun dedi? Bir daha utandım kendimden. Tabi ki dedim cılız bir sesle. Çay için teşekkür ettim oradan ayrıldım.

Başım hala önde yolda ilerliyorum. Benim bile çoktan unuttuğum bir şey yapmıştım ama ben daha çocuktum o zaman diyesim geldi. Bir daha utandım çünkü hatırlıyorum. Unuttuğum onlarca günah sırtımda bir yük. Ayaklarım beni eski mahalleme, çocukluğumun geçtiği sokaklara götürdü. Bizim binanın önünde durdum. Sessizdim, bakkal oradaydı. İki binayı birbirinden ayıran duvarda gazoz kapaklarıyla oynadığımız oyun geldi aklıma. Bilmiyorum biliyor musunuz? Kapağa 3 kere parmağınızın ucuyla ittirirsiniz, duvardan düşürürseniz geldiğiniz yolu en başından yeniden gelirsiniz. Başa dönersiniz. Şimdi benim yaptığım gibi. Başa dönmüştüm.

Bakkala girdim. Kasa da bir kız duruyordu. Esra olabileceğiniz düşündüm ama sormadım. Osman amcayı sordum. Evde olduğunu rahatsız olduğunu söyledi. Osman amcanın evi de aynı binadaydı. Zili çaldım. Oğlu açtı kapıyı, ne garip Esra adı aklımda ama oğlunun adı aklımda yok. Osman amcayı ziyarete geldim dedim içeri davet etti. Osman amca çok yaşlanmıştı. Yıllar herkesi olduğu gibi onu da eksiltmiş, eskitmişti. * Gözlerinden tanıdım dedi. Garip hissettim kendimi, zaten beklenen bir misafir gibi davranıyordu bana. Sözü çok uzatmak istemedim. Çünkü çok fazla konuşursak dökülüverecek ti gözyaşlarımız. Tuttuk gözyaşlarımızı birbirimize tutunarak. *Bana hakkını helal et dedi. Anlamadım, beynim bir oyun mu oynuyordu. Estağfurullah dedim, susturdu beni. Neden geldiğini biliyorum dedi. Çaldığın sakızlar için geldin. Hiç korkun olmasın dedi ben sana o zaman helal etmiştim hakkımı. Utanma diye ses etmiyordum. Bir kez daha utandım kendimden. Peki dedim sen neden helallik istiyorsun. Sorduğum sorunun saçmalığına aldırış etmeden. Ben dedi siz buradan gidince çok pişman oldum. Senin çalmana müsaade ettiğim seni uyarmadığım için ömrüm boyunca boynumda bir yük gibiydi. Ama geldin ne olur helal et dedi. *Estağfurullah helal olsun dedim.

Kadir ‘mi? Bir daha çalmadı. Ama ben hep yordum her şerde bir hayır olduğuna!


Vardır bunda da bir hayır..



RuE/Mayıs2013
Devamını Oku »

9 May 2013

Gözlerine Karşı



Armut dedim,
Destur dedi.

Elma dedim,
Aşk olunur dedi.

Oysa gösterilen armuttu, görmek istediği elma. 
Bakmadığından göremedi çileği. 

RuE/Nisan 2013
Devamını Oku »

7 May 2013

Bebek 3


Bir kadın tanıdım ben mavi gözleriyle değil kızıl saçlarıyla denizi kıskandırırdı. Kızımızda öyle olmalıydı. Yoksa hiç yakışır mıydı annesinin saç diplerine kan! Ne kadar acımasızdık. Elimizde avucumuzda sadece kin biriktiriyoruz. Öyle hızlı sürüyoruz ki o dört tekeri, önümüzdekini görmeye vaktimiz olmuyor durduğumuzda! Hayatta böyle değil miydi? Bulutlara en hızlısından çıkıp, sonrasında aniden düşüp yere çakılırsın.  Oysa öyle demişti. Artık çekirdek aile olacaktık. Anne, baba ve çocuktan oluşan bir çekirdek iklimi. Olmalı mıydı? Belki de böylesiydi bizim için iyi olan. Belki ben kızım doğmadan alkolik olurdum. O zaman farklı olurdu tabi! Alkolik baba! Hayır, hayır alkolik, ayyaş adam kalsın adım. Kızıma dokunmayın yine!

Aslında olmalıydı bir kızım. Şu anda bileklerimden süzülürken sızım yanımda olup onu durdurmalıydı. Karanlıkta hiçbir zaman bir çıkış olmadığını göstermeliydi. Mavi gözleriyle tutmalıydı gözlerimden! Durdurmalıydı beni.

Aslında bir kızım olmalıydı annesinin rahminde, mavi gözleriyle uyarmalıydı annesini. Bakma fotoğrafıma yol dururken!

Oysa bir kızım vardı. Annesinin rahmini tekmeleyen! Doğmak için değil ölmemek için!



"O Şarkı"
RuE/Mayıs 2013
Devamını Oku »

Bebek 2


Gözlerimi kapatıyorum, yapmayı istediğim şey bu değildi aslında. Yine de kendi bileğimden dökülen bu sızıyı durdurmak istemiyordum. Bunu daha öncede denemiştim. Çünkü kadınlar genelde intihar ederken hap ya da bilekten kesmeyi denerler. İlkinde hap kullanmıştım bende bundan 2 ay önce. Tabi ki birileri yetişmişti. Şimdi ise aynı kurtarılma şansını gözlerim açık izlemek istemiyorum. Bu yüzden kimsenin olmadığı bir anı seçmiştim.  
Tıpkı o günkü gibi. Kimse yoktu beni kurtaracak.  Biliyor musunuz tam üç aydır elma yemiyorum! Varlığı bile beni kusturabiliyor. Hayır, hamilelikten değil! O gün annemin bizim için soyup dilimlediği elmalardan yemişti. Ağzı nefesime sıfır kaldığı anda aldığım tek koku elma kokusuydu. 
Kendim için üzülmüyorum. Bebek içinde, böyle bir dünyaya gelip günahlara alet olmasından ziyade cennette annesi diye gösterilen melekle kalmasını istiyorum. Buna da inanmak istediğimden inanıyorum. Gerçek mi bilmiyorum. Gerçek olsaydı elmadan nefret etmezdim. Midemi bulandırmazdı dünya, başımı döndürmezdi elma kokusu. Kalp atışını dinliyorum. O kadar hevesli ki yaşamaya. Bilse, cennet bahçelerindeki elma ağaçlarından elma yerken kusardı. Cennet'te kusulabilir miydi?

Kalp atışını duyamadığım ölü bir bebek var rahmimde!
Kalp atışını duymadığım ölü bir kız var gözbebeklerimde!

Kadına düşense, bileklerinden süzülen sızısının sessizliğini beklemek. Avuçlarında çok sevdiği kirazlarla.



"O Şarkı"
RuE/Mayıs 2013
Devamını Oku »

Bebek


Bir gün gerçekten ama gerçekten nefret ettiklerimden intikam almanın yolunu bulacağım. Bu ister bu dünyada olsun ister sonsuzlukta. Gerçi o kadar zalimler var ki bu iş bana kalmayabilir bile! Evimin duvarına yapışmış, bileklerimden akan sızıya aldırış etmeden sadece düşünüyordum. Belki de buydu, damarlarımızda dolaşan kana ihtiyaç duymamız. Birisi girse içeri şimdi, hemen arar mıydı acili? Yoksa bekleyip izlemeyi mi tercih ederdi? Bu ihtimali çıkarmalıyım, çünkü öyle biri yok! Bu kapıyı benden başka bırak açmayı çalan bile yok! Benden de ölesiye nefret edeni düşündüm. Bir kaza olmasına inanması gerekirdi. Oyuncu olamadım, ona karşı olan öfkem kaza olmadığını söylemem gerektiğini düşündürüyordu. Öyle de oldu öfkem baskın çıktı bir anda söyledim o cümleleri. Senin çocuğunu doğurmaktansa ölmeyi yeğlerim. Evet, çok büyük bir hayal kırıklığı yaşamıştı. Doğmasını istediği çocuğu artık yoktu. Kapıyı göstermişti. O anda oradan uzaklaşarak kurtulacağımı sanmıştım. Bu nasıl bir baba olma isteğiydi ki beni iki ay yatağa zincirlemişti. Günleri sayıyordum belki de daha fazla olmuştur. Şimdi ise evin bir köşesinde onu öldürmenin aslında babasından intikam almak için yaptığım büyük bir yanlış olduğunu anlıyordum. Pişmandım, çok fazla pişmandım. Onun baba olma şansını elinden alırken kendi anneliğim de kayıp gitmişti ellerimden. Şimdi bileklerimden süzülen bu sızı asla dinmeyecek olana bir merhem bir ilaç gibi. Oysa ne güzel başlamıştı. İçinde beslediği o kötü yanını “-ben istemiyorum” dediğimde ortaya çıkarmasaydı! Zincirlemeseydi beni! Ona zarar vermeyebilirdim. İkna edebilirdi beni, ona kanabilirdim bebek için. O ise beni kapatmayı tercih etti.

Şimdi mi?
Onun bir kızı var. Annesi ben olmayan.
Benim bir sızım var, babası olmayan.


"O Şarkı"
RuE/Mayıs 2013
Devamını Oku »

3 May 2013

Yokluğunu Çekmek



İyiden iyiye uzaklaşıyoruz. Uykusuzluktan masallar anlatıyorum, inanmadığını bildiğim rüyalarıma. Uyanıyorum sanıyorum bazen oysa küçücüktü kalbim, kaldıramayacak büyük bir sancı içine kaçmıştı. Kaçırmıştın, kaçırırken teninin kokusunu asla onunla uyanamayacağımı bile bile! Bu kadar yazıp duruyorum, yine de okumaya yeltenmiyor gözlerin. Oysa çok ötede değilsin birkaç mil, birkaç milyon mil.. Ah ben nasıl bakamadım gözlerine, bakarken gözlerime! Nasıl dokunamadım ellerine! Oysa sevilecek en güzel şeydin sen bu zamanlarda… Deli olmak mı gerekirdi beni sevmeni beklemek için, oysa değildin, değildiler, değiller…
Şimdilerde hala;
Söyleniyorum ardından!
Duymuyorsun!
Duymuyorsun…
Duymuyorsun.

RuE/Mayıs2013
Devamını Oku »

2 May 2013

Oyun/cak


Hep bir olmak zorunda mısınız?
Farklılıklarınız bile aynı!

Şimdi dar geliyor ya tüm cümleler size, boş vermek gerekir uzun cümlelerin içindekianlambozukluklarını anlamaya çalışmayı. Çok geçmeden elbette anlaşılacaktı bir şeyler siz o arada ister virgül koyup cümlelerinizi devam ettirin ister noktanızı koyup bitirin cümlelerinizi. Unutmamak gerekir ya hani ilk okumaya başladığınızda söylerdi öğretmenlerimiz noktada tek nefes ara, virgül de yarım nefes ara vermelisiniz. Şimdi ben nasıl bir hata yaptım ki bitirmediğim cümlemin sonuna nokta konuldu, sonsuza kadar bir ceza gibi tutuldu ya nefesim hiçbir başlangıç iflah etmez artık kelimelerimi. Sırf bu yüzden bile bırakılabilir yazmak. Ama sakın dedim sakın bırakma anlatacağın çok şey varken, sakın ölme. Şimdi bırak aniden gece oluversin, bırak göz çukurlarında umut denilen o illeti biriktirme. Her şey olacağına varacaksa bu çaba neden? Bırak dağılmadan toplanıp aksın yanaklarından süzülmeyi bekleyen gözyaşların. Çıkmıyorsa aklımızdan çocuk gözlerimiz varlığı yokluklarıyla aynıysa aşklarımızın bırak! Düşündükçe sığmıyorsa göğüs kafesimize hiç kimse bırak! Sadece bırak olurlarına! Ve kork kendini anlatmaktan, anlatma! Çünkü öyle demiş; İnsanlar seni yanlış anladığında dert etme, duydukları senin sesin fakat aklından geçirdikleri kendi fikirleridir… Sen de anlamaya çalışma okuduğun her şeyi üstüne alarak anlar deme çünkü bunu da demişler; "Seni anlıyorum" demek büyük bir yalandır. Kocaman bir yalan. Kimse kimseyi anlayamaz ve tanıyamaz dünyada...”  Üşüdükçe daha da anlarsın bunu iliklerine kadar işler soğuk bir tek sen üşürsün üşüyor musun sorusuna verdiğin tek cevap yok hayırsa daha çok üşürsün. Karşında, yanında, arkanda biri olsun ya da olmasın yalnız üşürsün! Dört kolla sarılırsın kimsesizliğine yine de geçemezsin verilen nefesten. Sonra otur suçla kendini! Sor bir de üstüne. Neden anlar gibi yapıp anlamayacaktı! Çünkü hepsi sadece…………  Koy boşluğu yetim bırak cümlelerini!
Unutma!
Bir oyun sadece;
Nefes al, nefes ver, nefes al, nefes ver, nefes al bırakma!


RuE/Mayıs2013
Devamını Oku »

30 Nis 2013

Evvelce Kaybolmuş



Görmesi gerektiği kadar görebilen bir adam vardı. Bir de bilmesi gerektiği kadar bilen bir kadın.

*Bir gün sesinin duyulacağını bile bile okumaya çalışıyordu yine. Elinde ki kitapla aklında ki küçük cümleleri birleştirip kendi hikayesini görüyordu. Salisenin onda biri kadarlık bir zaman zarfında.  Yanlışlıkla kanattığı alnına dokunurken yeni bir şey olabileceğini biliyordu. Eli telefona giderken aklında takılı kaldı. Silmiştim dedi. Tekrar aramamak için. Unutmak için, ona dair bir şeyler ortadan kalkarsa ona ulaşamazsa diye düşünürdü. Oysa ulaşamadıklarını düşününce. Vazgeçti. Yalanlar üzerine inşa edilmiş cümleleri vardı. Biri bir yalan söylerdi o, inanırdı. Söylenen tek bir cümleye bir ömrü sığdırabilirsiniz hem de hiç çekinmeden.
Kendi yükünü başkasına yüklemek gibi. Bu yüzden sorar birileri hep. Bir kalemde geçebilir misin? Dua ediyorum aslında sonra aklıma geliyor hemen ya benim istediklerim başkalarının istemedikleri ise? Kim kazanacak? Uzak olan mı yakın duran mı? Bu yüzden bir kalemde vazgeçtiğim dualarım var. Beklemeyi bilmediğim için erkenden unuttuğum hayallerim birde!
Sorulara son vermek gerekirdi çoğu zaman. gecenin geldiğini bildiği gibi biteceği de aşikardı. Duramıyordu! Durduramıyordu!
Kimse gerçek değilse ve herkes maskeye takılı kalıyorsa? Onlarca maskenin arasında dolanırken ya maskesiz olanı tanımayıp kaybedersen? Maskeyi takmak ne kadar basitse çıkarmakta öyle kolay olmaz mıydı? Biraz yardım biraz cesaret kendine gelip kendin olmak çok mu zor? Ne demiştik bir zamanlar birilerinin yanlış baktığı yerde birileri hep yanlış yapar. Zamanında ne çok söyledik. Bakma bana dikkatim dağılıyor! Şimdi yine aynı şeyi yaptırıyor bana *Bakma bana hayatımı dağıtıyorum! 



Elinde ki kitabı bıraktığında telefonun sesiyle irkildi. Bir mesaj..
Seni görmeliyim.

*Oysa;
Ben sadece gözlerinde gevelediğin bana bakmanı istiyorum. Bildiğin gibi değil! Bilmediğin gözden bak bana!

RuE/Nisan2013
Devamını Oku »

Sen Düşündükçe Hala Nisan


Gömüldüm,
Anlamadığın her şeyi üzerime atarak.
Uyudum,
Anlamadığın her şeyi üzerime örterek.

Gömüldün uyurken düşüncelerin,
Anlamadığın her şeyin altına çizerek.
Unutarak yazdıklarını..

Not:  Anlamaya çabalama dedim ya sen düşündükçe hala nisan. Yarın mayıs başlangıcı. Bahara yasladım ya ben nisanda başımı isterse tüm mayıslar aralıktan başlasın.

RuE/Nisan2013



Devamını Oku »

29 Nis 2013

Bilirdim




Bilirdim kızardın bana;
Uyuyayım isterdin, güzel rüyalarda gezip sabahın ilk ışıklarında uyanarak. Avuçlarımda ısıtacağım onca rüzgâr saklardım. Yüzünü çevirdiğinde değerse gözbebeklerine diye. Kirpiklerim değerdi, parmak uçlarına. Dolanırdım sessizce karanlığında boğulacağımı bile bile. Bazen herkes gibi bazen hiçkimse gibi.. Kalabalıklaşmadan sensizlikte..  

Bilirdim severdin yazmamı;
En kötü yanımla yazardım her seferinde, içimde ki nefreti tetiklesen de, her yazılanda kendi üzerine sadece kin dökülse de okurdun bilirdim. Her satırda bir harfe takılırdı gözün. Öyle bir ayarlardım ki satır aralarındaki seni, altını çizmesem de hemen bulurdun adını. Sonsuz noktalar bırakırdın sonrasında. Adı sanı belli olmayan cümleler kurardın, adı sanı belli olmayan aşk’lara… Bir son yazılsın isterdin, gözlerin ağlamadığı…

Bilirdim sorardın;
Kış perisine ne olacak yaz geldiğinde. Tükenecek mi yazdıkları? Koca bir yaz yetecek mi unutmaya, gözlerindeki buzul sonsuzluğu. Olsun derdin sonra; nasılsa yaz geldiği gibi kış gelmeyecek mi? Yine sarmayacak mı tüm bedenleri ölü-diri bir ayrılık! Yine aklına estiğinde yazmayacak mı yüreğinden kopanları, öylece ulu ortada dururken saklamaya çalıştıklarını!

Bilirdim uyurdun;
Gözlerini kapardın en sıkısından, yüreğimden dökülecek her bir ışığa sırtını çevirerek. Saçlarını bağlardın üstelik yastık izi olmuş düşlerine bir de toka izi eklerdin yetmezmiş gibi. Yıldızlardan korkardın, dağlar ne ki aramızda onca gökyüzü varken! Derdin. Yakacağını bile bile gülerdin bir de uykunda, sana anlatılmış masallara. Masal derdin; uyurdu gözbebeklerin, uyurdu yarınlarımız…

Bilirdim üzülürdün;
Uykundan ederdi bazen sevmelerim, boğulurdun… Öyle bir sevdaya tutardın ki beni, anlatamazdım. Bu yüzden anlayamazdın beni. Anlayamazdın onca yaşanmamışlığa rağmen kalbime küpe olduğunu. Sigaran biterdi gecenin bir yarısı. Uzatırdım, al buradan yak derdim. Yakardın; canımı. İşaret edip yaralarımı yine mi diyerek. Üzülürdün bilirdim, üzerlerdi seni.

Bilirdim unuturdun;
Gece gördüğün rüyayı hatırlamazdın, aniden çıksam bile karşına. Hatırlar gibi olsan da silinirdi her şey. Unuturdun, yüreğini çevirirdin en nazlı halinle. Muazzam bir bitiş hazırlardın, başını anımsamadığın bir arkadaşlığa. Tadı çalınmış bir gece öpmesi kalırdı dudaklarında yine de unuturdun. Tutulmuş onca yıldızın varken, sen yaralı yıldızı kondurdun ya düşlerime en çok bu yüzden utandırıp, unuturdun.

Bilirdin korkardım!
Gecenin karanlığı yakınlaştığı zaman düşlerime, en çok ben uzaklaşmak isterdim kendimden.  Gözbebeklerimde taşımak zorunda olduğum bir buz tanesi! Korkardım, kendi kanatlarımdan. Korkardın sende pencere kenarlarımdan! Tek başına yolculuğa çıkmazdın bende! Alt yazılı bir filme odaklanır gibi odaklanırdın sadece… Kaçırırdın hep olan güzelliklerimi! Arada kaynardı, sevda. Anlayamazdım bende düşünsem de sensizliği. Düşsem de en anlamsız boşluklara..

Anlayamazdım!
Hiçbir şey bilmediğimden!
RuE/Nisan2013




Devamını Oku »

26 Nis 2013

Çöl




Görmen gereken çok şey yok buralarda. Biraz hüzün biraz umut. Biraz yalan biraz mutluluk. Bileklerinde taşımayı tercih etmediğinde dilinden dökülmeye başlar hepsi de. Neden umut ve hüzün bir aradayken yalanla mutlulukta bir arada olmak zorundaki! Demene kalmadan susturuyorum seni! Görme, duyma ve konuşma! Sadece sus. Nefesin işlesin gökyüzüme. Nefesine dizilmeye çalışan onca yıl bırak uzaklaşsın. Sen ruhunun yanabileceğini de unutma! Erkenden gir o mezara! Bir rüya anlatılır ve biter gece nasılsa!
*
Aslında boşuna takmışlar senin saçlarına yıldızları. Bunun farkında olmalısın. Belki de saçına takılmış bir yıldız bile hiç olmamıştır. Belki de bir masaldın. Her gün yeni bir masal duymak istiyor olsan da masallar sadece çocuklara anlatılır. O çocuklarında hep dizleri kanar! Sonra yeniden uyanır gün geceden kalma rüzgarlarıyla  o çocuklar çığlık çığlığa kalır büyürken. Yine de vazgeçilmez prens ve prenseslerden!
*
Susmaya devam etmelisin! Görmezden gelmelisin yaşın ne olursa olsun dizlerindeki yaraları! Saklamalısın, saklanmalısın en ücra hayallerinden! Eksik okunmuş bir şarkı gibi herkes bir anda susuyorsa, çalar kapını yutulmuş bir yalnızlık melodisi! Sen istediğin kadar –muş, -mış sokmaya devam et hayatına nasıl olsa hep yapacakları şey (seviyor)muş, sevmiyor(muş) gibi gösterecekler! Sende onlardan aşağıda kalmayacaksın. Sende yapıyor(muş)sun görüneceksin. Nede olsa hepimizde bir parantez içi var, kimsenin bilmediği belki aklına bile gelmeyecek! Sonrada yuttur herkese ben masal anlatıyorum, ben masal dinliyorum.
İnanıyorum kendi kurduğum masala,
İnanıyorum anlattığın masala..
*
Sen yine istiyorsan gör, duy, konuş ve istiyorsan da dinle o masalları.
Ama inanıyor(muş) gibi yap!

Rue/Nisan2013
Devamını Oku »

25 Nis 2013

Lades




Gözlerimi kapattığımda aklımın oyunlarına maruz kaldığımdan, uykuyla aram olmadığı aşikardı.  Telefonuma gelebilecek bir haberi bekliyorum. Hiçbir belirti olmamasına rağmen hala beklemekteydim. Haber iyi ya da kötüydü. Ama olması gereken olacaktı. Yatağımdan kalkıp bir sigara içmeye karar verdim. Mutfağa geçtiğimde bir de çok sevdiği kahve için su ısıtmaya başladım. Kahvem hazırdı, sigaram yarımdı. Hayatım hazırdı, ben yarımdım. Yarım kalabileceğimi bile bile kendi çöküşüme tanıklık ediyordum. Çiçekçiden papatya istemiştim, masamda güzel duracağını düşündüğümden ya da aklıma geldikçe seviyor mu? Sevmiyor mu diye bir papatyaya sormayı düşündüğümden. Çiçekçinin papatyanın mevsimi değil demesiyle bundan da vazgeçmiştim. Bütün bir gün hain bir sorunun hain olmayan bir cevabı olabilir mi diye düşünmemeye çalışarak geçiştirmiştim. Kalemimin zehirli olduğunu söylemişti, aslında beni hiç sevmediğini düşündüğüm kişi. Bir insanın kalemi neden zehirli olur ki? Yazdıklarıyla mı içindeki kötülüğü dışa vuruyordu?

Düşünmek istemiyorum artık. Okumuştum; "İyilik, kimseye kötülüğü dokunmamak değil, kötülük yapacak cevheri içinde taşımamak demektir."

Çok ağır gelmiyordu aslında birçok şey. Sadece ağrı yapıyordu kalbimde taşımak zorunda hissettiğim güçsüzlüğüm. Yalnızlığımın nöbetini tutuyor olsam da girmiyor gözlerime uyku!

Bilmek istediğim şeyler var benimde. Bildiğimde beni korkutacak şeyler! Gerçi nasıl olsa adımızın başına eklenmişti, korkak diye not düşülüyordu adımız her anıldığında! Nede olsa anlamak yerine yargılamak her zaman daha kolay gelmişti insanlara! Ama bilmiyorlar ki akıllarından geçen her cümle zaten bizim cümlelerimiz! Sadece yazanın değiştiği bu döngüde ne kadar çok anlamlaştırabilirsin ki kendini! Bütün kelimelerimle savaşa hazırlasam da kendimi, devrik cümlelerim baş edemez, öznesi sen olan cümlelerle!

Parmaklarım bir mesaj gönderme telaşında;


-Lades!

Bir cevap gelmesi uzun sürmez.

*Kaybedeceğini bile bile mi?

 /

Demiştim vakti zamanında;

Sen Bilmiyorsun!
Sıyrılmak gerekir bazen gölgelerden!

RuE/Nisan2013
Devamını Oku »

24 Nis 2013

Sorusuz Cevap




* Yalancı
^Ne oldu gene?
* Öyle; unutma beni diye..
^ Yalancı ne alaka bana yalancı olarak mı seslendin?
* Söylemedin mi?
^ ..
(…)

Unutmamız gereken her şeyi unuturuz da. Yine de bir şekilde öyle bir anda düşer ki aklınıza, siz bile şaşırırsınız. Hadi yine unutalım.. Hep beraber geldiği gibi geri gönderelim. Bir türkü tutturalım yine. Ellerimiz ceplerimizde!



RuE/Nisan2013
Devamını Oku »

23 Nis 2013

Bu Güne Özel

video



Ada & Melike 
/23 Nisan 2013
Devamını Oku »

21 Nis 2013

Uyku





Uyku
Bakarsın geleceğin tutar, gelirsin.
Önce bir uykudan uyandırırsın,
Ufak bir gamze tutturursun göz çukurlarıma.
Sonra ufak bir yağmur yakıştırırsın Nisana.
Yeni bir çiçek açtırırsın, belki akşama solacaklardan.
Bir sokağı aydınlatırsın, yaktığın sigaranla.
Belki de;
Bir nefesi söndürürsün, gelişinle.
Orta bir yolda buluşuruz.
Gözlerinden dökülür, gülüşüm de.

Sonra açıldığında gözlerim,
Uyanırım ben yine sensiz uyuduğum bir geceye..
Olsun,
Bakarsın geleceğin tutar,
Gelirsin..

RuE/Nisan2013
Devamını Oku »

18 Nis 2013

Yorum/suz




*
Bugün yeni bir şey daha öğrendim.
*
Adımın sonuna yeni bir harf ekledim.
*
Yapılmaması gerekenler listesini çoğalttım.
*
Anlamadıklarımı, anlamaya çalışmaktan vazgeçtim.
Ve de
Anlatmaktan!

RuE/2013
Devamını Oku »

17 Nis 2013

Sonraki İstasyon





*Burada tüm yolcuların trene binmesini beklerken, gittiğim yerde beni neyin beklediğini düşünüyordum. Yanlış bir yol seçtiğimi düşünen onca kişiyi arkamda bırakıyorum. Bense sadece gitmek istiyorum. Ardımda kalanda kalanlarda umurumda değil. Sadece bu her şeye lanet ettirebilen yerden bir anda kaybolamayacağım için tren yolculuğunu seçtim. Bizimkilerin aklına gelecek son deliktir istasyonlar. Bir an önce yol alsak da bende yoluma bakabilsem. Sınırları geçtiğimde aklımda hiçbir soru işareti ya da ona benzer bir şey kalmayacak!*

/Trenlerde odaları bulmak bu kadar zor muydu yoksa çok mu heyecanlandım? Neden birkaç gün daha kalmama izin vermediler ki! Ne vardı birkaç gün daha kaybolsaydım. Tabi kaybolmanın anlamını değiştirmeden. Acaba başka bir istasyonda inip kendimi kaybetsem mi? Fatih ne düşünürdü bu konuda? Bilmiyorum, bildiğim bir şey varsa onunda beni önemsemeyeceği. Evleneli çok bir şey olmamasına rağmen içimizdeki her şeyi tüketmeyi bilmiştik. Bunu biz yapmıştık. Neden inanmadım ki! Her şeyin tozpembe olamayacağına. Üstüne bir de çekilmez kıskançlıkları! /

^Bakmamalıyım, camlara yaklaşmamalıyım! Fark edilmemeliyim! Bende ki de resmen ölüme davetiye! Ama olsun alacağım son nefes bile olsa onu Fatih’ten ayrı almak istiyorum. Gözbebeklerindeki çukura her gece çektiği gibi o son nefesimde de çekemeyecek! Nefret ediyorum insanlardan, bana bunu o yaptı. Hepsinden nefret ettiğim halde, gittiğim yerde çok mu farklı olacak o insandan olma canavarlar! En iyisi uyumak, sadece uyu! Uyu ve büyüsün umutların!^

*Acaba çok geç olmadan geri mi dönsem? Yok, hayır yapamam ki! Artık çok geç benim için. Ne oldu hani cesaretine! Hiçbir yere kaybolmuyor düşüncelerin! Ne sandın ki bir mucize mi olacaktı aklındakilere? Nasıl bir işe bulaştım. Keşke Fatih’te kabul etseydi benimle gelmeyi. Belki o zaman çekilebilirdi tüm zorluklar! Hayır, kendine gel kızım! Bu senin hayatın artık! Bir başınasın şu berbat hayatın ortasında! Uyandın ve yeni bir dünyaya açtın gözlerini. Seni orda ne bekliyor bilmiyor olabilirsin ama bildiğin tek şey ise yalnız olacağın. Belki şu karşımda oturan kadında kaçıyordur? Neden olmasın ki! Tanışsam mı acaba? Saçmalamayı kes kızım artık! İyi bir dünya yok! Seni koruyan duvarlar yok! Bir baksana trendesin ve kitlenmiyor burası! Aklımı kaçırmazsam iyi! Bu kadında neden böyle uyuyor gibi yapıyorsa! Uyandırsam mı? Hu kalk hadi yeni bir dünya bizi bekliyor. Bak hareket edeceğiz.*

/Çok eğlenceli günler geçirdiğimi söyleyemem ama yine de güzeldi. Şimdi git yine aynı hayata geri dön. Dönmeyip burada kalsam ne olacak ki! Bir süre sonra buralarda bana aynı gelecek! Sıkılmaya başlayacağım her şeyden sıkıldığım gibi burayı da hiç ederdim! Neyse, belki Fatih’le buraya geliriz bir daha ki sefere. En azından o olduğunda daha güzel görünüyor her şey. Ya da ben pembe gözlükleri takıyorum. Aşık değilim ona ama farklı bir şey benim için. Kopmayacağım vazgeçemeyeceğim biri, onsuz olamam! En iyisi bu gerginliği bırakıp uyumak! Neden hareket etmedi hala bu tren. Kimse yolcu etmiyor mu buradakileri de benim gibi. Bir valiz ve hop başka bir yerdeyiz. Bu kızlarda da bir şey var çözemedim. En iyisi uyumak./

^Bir kere camdan baksam ya son kez! Ne olurdu sanki böyle olmasaydı. – Müsaade eder misin? –
Şu hale bak bir beni ve bu kızları uğurlayan yok! Sanki kim uğurlayacaktı ki beni! Bu saatten sonra uğurlasa uğurlasa ölüm uğurlar beni! Ne kadar da kalabalık. Herkes bu günümü seçti? Gitmek için. Gerçi benim ki gitmek değil, kaçmak. Yaşamdan kaçıyorum ben! Yaşadıklarımdan, yaşayacaklarım dan.  Olması gereken değildi bunlar ama oldu.-Fatih miydi o? O olmasın lütfen! Görmüş müdür beni? Fark etmiş midir? Bu tren neden hareket etmedi hala! Saklanmalıyım  Sonunda! Hareket etti. Kurtulmuş olma ihtimalim yüksek. Mutluyum, beni bulamayacak!^

Bir sonraki istasyon!
Kompartımanın kapısı açılır, Fatih oradadır!
Onlarca kişilik bir trende, üç kişilik bir ölüm!

RuE/Nisan 2013
Devamını Oku »