4 Şub 2012

41/2






Telefonun sesine uyandım. Arayan Murat’tı, dışarıda beni beklediğini söyledi. Hep böyle yapıyor bu çocuk haber vermek gibi bir özelliği yok ki! İki gündür yorgundum. Bu şehre taşınma kararı vermiştim ama ne kendime uygun bir ev ne de ev arkadaşı bulabilmiştim. Neyse ki işlerim yolundaydı. Üzerimi değiştirip aşağı indim murat oradaydı. Elinden hiç düşürmediği sigarasıyla! Arabaya bindim. –Seni bir yere götüreceğim yanlış bir şey yapma her şeyi bana bırak evet ya da hayır de yeterli dedi. Beni ne bekliyor bilmiyorum. Biraz ilerledikten sonra bir kafenin önünde duruyoruz. Dışardan hoş görünüyor kendi halinde bir yer. Adı ise “Yeşil Düşler” . İçerinin de ayrı bir havası var. Duvarlarda her insanın anlam yükleyebileceği fotoğraflar ve altlarında da el yazısı ile yazılmış uzun cümleler. Bir tanesini okuyabildim. "Ben göremiyorum, sense her şeyi biliyorsun. Yine de hayatımı boşa yaşamış olmayacağım çünkü yeniden buluşacağımızı biliyorum. İlahi bir ebediyette." Oscar Wilde 

Kafenin arka tarafında ki bir merdivenden yukarı çıkıyoruz. Sesimi çıkarmadan takip ediyorum onu. Aklımdaki soruları kendime saklayarak. Zili çalıyor, kapı açılıyor. Kapıyı açan kumral, ela gözlü bir kız. Gülümsüyor ve ben ilk kez o an o gülüşte kaybolmak istediğimi fark ediyorum. Beni görünce şaşkınlıkla sarılıyor arkadaşına. Şu an aynı şeyler üzerinde düşünüyoruzdur! İkimizde bu adamı iyi tanıyor ama birbirimizi daha önce hiç görmemişiz. Bizi tanıştırma zahmetine girmiyor bile nasıl bir insan bu diye aklımdan geçiriyorum ama nafile! Salonda oturuyoruz. Kız mutfağa gidiyor. Soruyorum – ne iş? –Sana hem ev hem ev arkadaşı diyor. Kapıdan elinde iki fincanla gelen kızı göstererek..


RuE/Şubat2012

2 yorum: