Bunları yazmaya başlamadan önce bir RuE(umarım bilen biri
vardır anlamını) yuttum ben, sabaha çıkar mıyım bilmiyorum.
Koynuma alıyorum yine yalnızlığı, kendimi tüketerek bir
geceyi daha bağlıyorum kimsesizliğimle..
-Ne yapıyorsun? Dedim.
-HİÇ dedi.
-Oda güzel dedim, ben küçük harflerimle hiç yapıyorum.
- Bir gün bu üç harfi de hiç edeceksin dedi.
-Benim alfabem bitti bununla. Oysa bu değildi istediğim!
Lütfen istediğimi sorma sana bilmediğim bir şeyi anlatamam ki daha hayalini
bile kuramıyorum o şeyin. Ama bu gece başka bir hayal kuruyorum. Gökyüzünden
bir oda kiralayıp adını RuE koyardım. Her gece karanlıkla bedenimi
buluştururdum. Kendimi odadan aşağıya bırakırdım, uzun saçlarımla değil kısa
olan saçlarımla. Çünkü hep yalandı masallar. Benim saçlarım ne kadar uzun
olursa olsun bedenim bir erkeği yukarıya çıkaracak kadar güçlü değil. Tanıyorum
kendimi. O ne kadar yukarı çıkmak isterse ben o kadar aşağıya düşecektim. Ve
ortada ikimizde kavuşamadan yere kapaklanacaktık. Parçalanmış beyinlerimizle.
Şimdi geceyi kana bulamanın hiç mi hiç sırası değil geçelim bu prenses
masallarını. Ben hiç prenses olmayacağım için masallarına da inanmayalım.
Karanlık bir elbise gibi oturmalı bedenime. Belki de
yıldızlardan kolye yaparım kendime ortalarına bir delik yeter asmak için. Belki
de ihtiyacımız olan budur. Tam ortadan bir delik ve kendimizi gökyüzüne asarız.
Bunu daha önce yapan olmuş mudur acaba? Gökyüzünün lambasına kendini asan biri
var mıdır? Bunu da cevabını öğreneceğim sorular arasına beynime
yerleştiriyorum. Tıpkı yıldızları her
sabaha karşı birinin toplama ihtimali var mıdır? Sorusunun olduğu yere.
Odamdan aşağıya Rue düşürmek istiyorum. Şehrin bilinmeyen
bir sokağına, bir kediye sırf artık nankörlük etmesin diye..
Ve bir RuE daha düşürürüm yanlışlıkla belki bir adama belki
bir kadına ya da ölmeleri için her gece dua edilen birine. En mutlu anında kalp
krizi geçirebilecek birine de olabilir sırf mutluluktan ölmesin diye. Yatağında
hasta yatan dedeye, boğaz köprüsünden aşağı bakan adama, elindeki bıçakla
kendini mi karşısındakini mi öldürsem diye düşünen kadına, babasının ölmesini
isteyen bir babaya, yalnız olduğunu sanan başka bir adama ya da âşık olduğunu
sanan kadına, çocuğu ölen bir anneye, evinin perdesine karar veremeyen ve aynı
zamanda bugün ne giysem diyen ya da ne pişirsem diyen onlarca kadına düşürmek
isterdim.
Ve hayatlarında en az bir kere keşke şu anda ölseydim diyen
herkese düşürmek isterdim bir RuE sıkıyorsa yut diyerek..
Ama sonunu bilerek değil mi?
Ne kadar düşürürsem düşüreyim bende ki RuEleri
azalmayacaklar. İçimde binlerce RuE tohumu ama temizleyemeyeceğim kadar da kirli dünya..
Bir gün ya bu dünya paklanacak ya da ben..
İçimde kalmayacak hiçbir zehir..
Belki de birileri başlamıştır şimdiden soyunmaya, kopsun
diye kıyamet..
Ne dersiniz bizde başlayalım mı soyunmaya?
RuE/Mayıs2012


